Bireysel Jungiyen (psiko)analiz* için:
e-mail: info@pavonisegitim.com ; dcivici@gmail.com
instagram: https://www.instagram.com/didem.civici/
*Bilinçdışı içeriği bilince getirmeyi amaçlayan, nevroz konusunda uzmanlaşmış bir terapi şekli; analitik terapi olarak da adlandırılır, temelleri C.G. Jung tarafından geliştirilen düşünce okuluna dayanır ve analitik (veya kompleks) psikoloji denir.
“[Jungiyen analiz] sadece taşları gelişim yolundan kaldırmak için bir araçtır, bir yöntem değil… Yön verme girişiminden feragat etmek ve sadece analizin ortaya çıkardığı her şeyi rahatlıkla çalışmak daha iyidir, böylece hasta ortaya çıkanı net bir şekilde görebilir ve uygun sonuçlar çıkarabilir. Kişi, kendisinin elde edemediği hiçbir şeye uzun vadede inanmayacaktır ve otoriteden devraldığı ne varsa kişiyi sadece çocuk bırakır… Analiz sanatı, hastayı tüm hatalı yollarında takip etmek ve böylece başıboş koyunlarını bir araya toplamaktır.” [C. G. Jung, “Psikanalizde Bazı Önemli Noktalar,” CW 4, par. 643.]
“Jungiyen analizin, bireyin bir süreliğine teslim olduğu ve daha sonra iyileşmiş şekilde içinden çıktığı “tedavi” gibi bir şey olduğuna dair yaygın bir önyargı vardır. Bu, psikanalizin ilk günlerinden kalan sıradan bir hatadır. Analitik tedavi, doktor yardımıyla elde edilen psikolojik tutumun yeniden şekillendirilmesi olarak tanımlanabilir. … [Ancak] uzun bir süre boyunca koşulsuz olarak geçerli olan bir değişiklik görülmez.” [“Üstün İşlev,” CW 8, par. 142.]
Jung başlangıçta bilinçdışının analizi ve anamnestik analiz (psikanaliz) arasında bir ayrım yapmıştı. O, kasıtlı olarak “psikanaliz” yerine analiz ifadesini kullandı: “Bu terimi tamamen Freudyenlere bırakmak istiyorum. Psikanaliz ile anladıkları şey sadece bir teknik değil, Freud’un cinsel teorisine dogmatik olarak bağlı ve buna dayanan bir yöntemdir. Freud, psikanaliz ve cinsel teorisinin tartışmasız bir şekilde evlilik yaptığını açıkça ilan ettiğinde farklı bir yola çıkmak zorunda kaldım.” (“Analitik Psikoloji ve Eğitim,” CW 17, par. 180). Anamnestik analiz, öncelikle zaten mevcut olan veya kolayca akla getirilen bilincin içeriğiyle ve egoyu desteklemek veya güçlendirmekle ilgilidir. Psikanalizde bilinçdışı sadece dolaylı bir faktördür.
“Nevrotik gelişimin olağan seyrini bilen deneyimli bir analist, hastanın bazı boşlukları doldurmasına yardımcı olacak sorular ortaya koyacaktır. Çoğu zaman bu prosedür tek başına büyük terapötik değere sahiptir çünkü analist, hastanın nevrozunun ana faktörlerini anlamasını sağlar ve sonunda onu kararlı bir tutum değişikliğine götürebilir.” [“Analitik Psikoloji ve Eğitim,” CW 17, par. 177.]
Bilinçdışının analizi, bilinçli materyal tükendiğinde ve nevrozda hala tatmin edici bir çözülme olmadığında başlar; bilinçsiz materyalle, özellikle de rüyalarla doğrudan başa çıkacak kadar güçlü bir ego gerektirir. Jung, bu anlamdaki analizin özellikle yaşamın ikinci yarısındaki psikolojik sorunlara uygun olduğuna inanıyordu, ancak o zaman bile dikkatli olduğunu ifade etmişti.
“Bilinçli tutumun tutarlı desteği kendi içinde yüksek bir terapötik değere sahiptir. … Bilinçdışının analizinin her durumda kullanılması gereken tek ve her derde deva ilaç olduğunu hayal etmek tehlikeli bir önyargı olacaktır. Analiz, daha çok cerrahi bir operasyon gibidir ve bıçağa sadece diğer yöntemler başarısız olduğunda başvurmalıyız. Kendini gizlemediği sürece bilinçdışı yalnız bırakılmalıdır.” [“Aktarım Psikolojisi,” CW 16, par. 381.]
Analitik çalışmalarında Jung tanı ve prognozdan kaçındı. Sistematik bir teknik ya da yöntem kullanmadı. Analistin kişiliğinin ve psikolojik eğiliminin tam nesnelliği imkânsız hale getirdiğini kabul etmesine rağmen amacı, her vakaya minimum ön varsayımlarla yaklaşmaktı.
“İdeal olan, doğal olarak hiçbir varsayımda bulunmamak olacaktır. Ama bu, kişi en titiz özeleştiriyi yapsa bile imkânsızdır çünkü kişi varsayımlarının en büyüğüdür ve kendi en ağır sonucudur. [Aktarım Psikolojisi,” CW 16, par.543.]
Jung ayrıca, analistlik eğitiminin kapsamlı bir kişisel analize sahip olması gerektiği konusunda ısrarcıydı:
“Doktorun kişiliğini iyileştirici veya zararlı bir faktör olarak ön plana yerleştirmeyi öğrendik; … şimdi talep edilen şey doktorun kendi dönüşümüdür – eğitimcinin kendi kendini eğitimidir. … Doktor artık başkalarının zorluklarını tedavi ederek kendi zorluğundan kaçamaz: zararlı bir apseden mustarip olan adam cerrahi bir operasyon yapmaya uygun değildir. [“Modern Psikoterapi Sorunları,” CW 16, par. 172.]
©Daryl Sharp’ın Jung Lexicon’undan. Jungian Analysis
“Analist ve analizan (analysand) arasındaki diyalektik bir ilişki içerisinde meydana gelen Jungiyen analizinin amacı, analizanın psikolojik bütünlüğe doğru hareketini sağlamaktır. Kişiliğin bu dönüşümü, bilinçdışı, onun özgül yapıları ve bu yapıların bilinçle dinamik ilişkileri analiz sürecinde ortaya çıktıkça, bunların hepsiyle hesaplaşmayı gerektirir. Dönüşüm ayrıca, analizin başlangıcında ego bilincini şekillendiren ve kontrol eden bilinçdışı yapıların önemli ölçüde değiştirilmesine, ayrıca da analist ile analizan arasındaki etkileşimli alanda arketip yapıların ve dinamiklerin kümelenmesi yoluyla gerçekleşen bir değişikliğe de bağlıdır.”
Murray Stein (1995, p. 33)
Jungiyen Analiz Nedir?
Jungiyen analiz, C. G. Jung tarafından kurulan Analitik Psikoloji/Kompleks Psikolojisi Okulu’nun (daha sonraları “Jung Psikolojisi” olarak anılmaya başlamıştır) yaklaşımlarını içerir.
Jungiyen analiz…
- Bilinçdışı ile karşılaşmaları içerir. Bu, davranışlarımızı etkileyen bilinçdışı dinamik ve yapıların farkına varmak ve onları bilince entegre etmek demektir.
- Sadece kişisel bilinçdışı değil, kolektif bilinçdışı ile çalışmayı da gerektirir.
- Analist ve analizanın psişik yapıları arasında oluşan etkileşim, analizin en önemli kısımlarındandır. Jungiyen analizde “aktarım/karşı aktarım (transference/counter-transference)” önemlidir.
Psikanaliz, Sigmund Freud tarafından kullanılan, semptom ve karakter sorunlarına neden olan bilinçdışına odaklı bir tedavi yöntemi olarak kullanılmıştır. Carl Gustav Jung, kendi çalışma alanına “Analitik Psikoloji” ismini vermiş, bu bilim alanının temelinde yer alan tedavi yöntemine ise “psikanaliz” yerine “analiz” demiştir. Fakat günümüzde Jungiyen analiz teriminin yanında Jungiyen psikanaliz ifadesi de yaygın şekilde kullanılmaktadır.
Çoğu psikoloji okulu bireyin dış dünyaya adaptasyonunu tedavinin önceliği olarak görürken Jungiyen analizde dış ve iç dünyayı ayrı şekilde ele almakla birlikte, bireyin iç dünyasına olan adaptasyonunu önemseriz. Amaç, dış dünyanın gereklilikleri ile iç dünyanın ihtiyaçları arasında denge bulmaktır. Semptomları hafifletmek ya da yok etmek yerine semptomların amaç ve anlamlarını arar ve bireyin gelişimini destekleyecek fark edilmemiş fırsatları bulmayı amaçlarız. Jungiyen analiz bireyin (ve dolayısıyla psişenin) derinliğini, karmaşıklığını ve bütünlüğünü önemser.
Jungiyen analizin hedefi “bireyleşme”dir. Bireyleşme, Jung’un psişik bütünlüğü anlatmak için kullandığı terimdir. Analiz aracılığıyla birey kendi potansiyellerini keşfetme yolculuğuna çıkar ve bilinçdışını tanımaya başlar. Kişi, sadece ego ile karar almak yerine psişenin merkezi ve bütünlük arketipi olarak kabul edilen Benlik kararlarını da önemsemeye ve ego-Benlik arasında bağ kurarak (Self-Ego axis) psişik bütünlüğünü kazanmaya başlar.
Jungiyen Analist Kimdir?
IAAP (International Association of Analytical Psychology)[1] onaylı okulların birinden diploma almış kişidir.
Psikolog, psikiyatr ya da terapist değildir. Analist olan kişiler Jungiyen analiz ile bu alanları birleştirebilir ve uzmanlıklarına katabilirler fakat bir analist ile bir psikolog farklı mesleklere ait bireyler olarak ele alınmalıdır.
Dünyada ne yazık ki çok sayıda Jungiyen analist bulunmamaktadır (2010 yılında dünyada kayıtlı toplam 3000 Jungiyen analist bulunmaktaydı). Bunun en büyük nedeni, analist olma sürecinin maddi ve manevi zorluğudur. Bireyin Jungiyen analist olabilmesi için en azından bir alanda uzmanlık (Master’s Degree) yapmış olmasının gerekliliği bu yolculuğun en kolay kısmı gibi görünmektedir. Mülakatlar sonucunda “Training”e uygun görülen adayın, eğitimi boyunca en az 300 saat analiz alması zorunludur. Bu, analist adayının kendi bireyleşme yolculuğunda yeteri kadar yol kat etmesi demektir. Jung, hangi meslekten olursa olsun, bireyin bir analist olabilmesi için önce kendisinin analizden geçmesini şart koşması da bundan mütevellittir (ki Freud’u dahi bu konuda ikna etmiş, Freud’un kendi sistemine de analizi/psikolojik çözümlemeyi getirmesine neden olmuştur). Jung’a göre, kişi ancak ve ancak kendi bilinçdışı materyaliyle karşılaşıp kompleksleri ve bilinçdışının itkileri hakkında farkındalık kazandıktan sonra başka bir insanın bilinçdışıyla çalışabilir. Haliyle, eğitim analizi (training analysis) her bireyin kendi zamanında süreceği için çoğu zaman öğrenciler en azından 4-5 senelerini analizde geçirirler. Kaldı ki genellikle 300 saatle kalınmaz, kişi analist olduktan sonra da analize devam eder. Süreç bununla da kalmaz: Teorik derslerin yanı sıra hazırlanması gereken ödevler, uygulamalı sınavlar ve mülakatlara ek olarak bir de tez yazılması gerekmektedir. Tüm bunları ele aldığımızda “training” dediğimiz eğitim bir nevi doktora programına eştir ve yıllar alır. Bunlarla birlikte, analist adayı sadece Jung psikolojisi alanında uzmanlaşmaz, aynı zamanda da gelişim psikolojisi ve klasik psikoloji alanında eğitimden ve sınavlardan geçer.
Jungiyen Analizin Freudiyen Psikoterapi/Psikanalizden Farkı
Frudiyen psikanaliz/psikoterapiden farklı olarak Jungiyen analizinde haftada birkaç seans zorunluluğu yer almaz. Seansların sıklığı çoğunlukla analist-analizan arasındaki ilişkiye ve diğer psişik dinamiklere bağlıdır. Bununla beraber, analizin içeriğini genel olarak geçmiş deneyimler değil mevcut an ve gelecek oluşturur. Rüyalar ve yaratıcı süreçler aracılığıyla psişenin dinamik ilerleyişi göz önünde bulundurulduğu için çocukluk ya da geçmiş travmalar genelde Jungiyen yaklaşımın asıl odağı değildir. Fakat bu demek değildir ki geçmiş önemsizdir. Gerekli görüldüğünde farklı yaklaşımlara (Freud, Adler, Lacan, vb.) başvurulabilir.
Tüm bunların yanında hem bedensel hem de ruhsal her nevi semptomu birer sembol olarak ele alan Jungiyen yaklaşım, Freudiyen yaklaşımdan farklı olarak analistin mitoloji, dinler tarihi, sembol bilimi, simya, tarih, anatomi ve biyoloji gibi alanlarda derinleşmesini talep etmektedir.
Jungiyen Analizde Bilinçdışıyla Nasıl Karşılaşılır?
- Rüyalarda, bedensel semptomlarda, sanatsal ve bedensel ifade alanlarında ortaya çıkan sembollerin incelenmesi ve analiz edilmesiyle.
- Jung Psikolojisi’nde belirli bir yöntem önerilmez ya da takip edilmez. Her analist kendi eğitim süreci boyunca kendi metodunu geliştirir. Bununla birlikte, Jung’un kullandığı amplifikasyon ve aktif imgelem gibi yöntemlerin yanı sıra Jung sonrası analistlerin geliştirdiği dans terapi (5-Rhytms, Authentic Movement, vs.), sanat terapisi, psikodrama ve kum oyunu (Sandplay) gibi terapi yöntemleri analistler arasında yaygın şekilde kullanılmaktadır.
- Tüm bu yaklaşım ve yöntemlerin yanında rüya analizi Jungiyen analizde en önemli yere sahiptir.
Rüyalar Neden Analiz Edilir?
Jung’a göre rüyalar (semboller, hayaller ve fanteziler de) bilinçdışı materyalin en saf şekilde görülebildiği alanlardı. Rüya, egonun tutumuna karşılık bilinçdışının yanıtıdır. Ego ne kadar tek-yanlı bir tutum sergilerse bilinçdışı da diğer uca ağırlık verecektir. Bunun nedeni, psişenin “kendi kendini düzenleme/dengeleme” fonksiyonudur. Psişe her daim dengeyi arar ve bireyin tek-yanlı tutumu psişik bütünlüğü bozacağından dolayı psişe, bilinçli tutumu bilinçsiz (bilinçdışı) bir tutumla dengeler. Rüyalar da bir nevi bilincin bu tutumuna farkındalık getirme ya da regülasyon sağlama araçlarıdır, denilebilir. Yani bu durumda rüyalar, (Freud’un savunduğu şekilde) sadece “uyku koruyucu” değillerdir, aktif dengeleme mekanizmalarıdır. Aynı zamanda da birer eleştiri, iç görü, bakış açısı getiren rehber ya da yol haritasıdırlar.
Rüyalar analiz edilerek bireyin kendi bilinçdışı bakışını ve dinamiklerini tanıması hedeflenir. Bu sayede bilinçdışı materyal bilince getirilir, egonun tek-yanlı tutumu değişmeye başlar ve bu sayede kişi, hayatında daha dengeli ve bütünlüklü bir bireye dönüşür. Freud’un rüyalar hakkındaki “bastırılmış arzuların tatmin edilmesi” teorisine karşılık Jung, rüyaların bir nevi bütünleşmeyi sağlayan araçlar olduklarını düşünmüş ve psişenin bütünlüğünü amaçladıklarını öne sürmüştü. Bu, Freud ve Jung arasındaki en büyük farklılıklardan biri olurken, Freud’un “pasif psişe” yaklaşımının aksine “aktif ve amaç odaklı psişe” kavramını getiren Jung, psikolojiye yeni bir anlayış ve önem atfetmişti.
“Jungiyen Terapi” ve “Jungiyen Analiz” Arasında Ne Fark Var?
“Jungiyen Terapi”, Jung çalışmalarına ilgili olan her terapistin kullanabildiği bir terim haline gelmiştir. Jungiyen yaklaşıma ilgi duyan herhangi bir terapist unvan olarak “Jungiyen Psikoterapist” kullanabilir. Fakat bu unvan o kişinin sadece Jung Psikolojisi’ne olan ilgisini belirtir, Jungiyen Analist olduğu anlamına gelmez. Fakat “Jungiyen Analiz”, “Jungiyen Analist” ya da “Analitik Psikoterapi” veya “Analitik Psikoterapist” ifadeleri sadece IAAP onaylı kurumlardan diploma edinmiş bireylerin kullanma yetkisine sahip olduğu sıfat ve terimlerdir. Bir Jungiyen Analist, gereklilikleri yerine getirerek IAAP onaylı kurumlardan birine kabul görmüş, kişisel analizden geçmiş, gerekli akademik çalışmaları tamamlamış, süpervizörler eşliğinde analizanlarla çalışarak klinik çalışmasını tamamlamış ve sınavları geçerek “analist” unvanı almaya hak kazanmıştır.
“Jungiyen Analiz” ülkemizde henüz yeni bir alandır ve “Jungiyen koçluk” gibi psikolojinin dışında oluşturulmuş kişisel gelişim teknikleriyle karıştırılmamalıdır.
ANALİTİK PSİKOLOJİ VE ANALİSTLİK EĞİTİMİ İLE İLGİLİ KAYNAKLAR: