“[559] Şizofrenik rahatsızlıkların psikolojik yollarla tedavi edilebileceğine ve iyileştirilebileceğine pratik deneyimler yoluyla ikna olmamın üzerinden yaklaşık elli yıl geçti. Tedavi ile ilgili olarak, şizofreni hastasının nevrotikten farklı davranmadığını buldum. Şizofren, nevrotikle aynı komplekslere, aynı iç görülere ve ihtiyaçlara sahiptir, ancak temelleri konusunda aynı kesinliğe sahip değildir. Nevrotik, içgüdüsel olarak, kişiliğinin ayrışmasının sistematik karakterini asla yitirmeyeceğine, böylece bütünün birliğinin ve iç bütünlüğünün hiçbir zaman ciddi bir şekilde tehlikeye girmeyeceğine güvenebilirken, gizli şizofren, temellerinin bir yerlerde yol alacağı, geri dönülmez bir parçalanmanın ortaya çıkacağı, fikirlerinin ve kavramlarının tutarlılıklarını ve diğer çağrışım alanlarıyla ve çevreyle olan bağlantılarını yitireceği olasılığını her zaman hesaba katmalıdır. Sonuç olarak, kontrol edilemeyen bir şans eseri kaosun tehdidi altında hisseder. Güvenilmez bir zeminde durmaktadır ve çoğu zaman bunu bilir. Durumunun tehlikeliliği, genellikle kozmik felaketlerin, dünyanın sonunun ve benzeri şeylerin olduğu korkunç rüyalarda kendini gösterir – ya da üzerinde durduğu toprak kabarmaya başlar, duvarlar eğilir ve şişer, katı toprak suya dönüşür, bir fırtına onu havaya taşır, tüm akrabaları ölür vs. Bu görüntüler, temel bir ilişki bozukluğuna, yani hastanın çevresiyle olan ilişkisine delalettir ve onu tehdit eden izolasyonu grafiksel olarak gösterir.
[560] Bu rahatsızlığın (şizofreni) doğrudan nedeni, nevrotikte de her duygu gibi benzer bir yabancılaşmaya yol açan, ancak hızla geçen şiddetli bir duygulanımdır. Aynı şekilde, nevrotiğin rahatsızlığı tanımlamak için kullandığı imgeler, şizoid fantezilere bir miktar benzerlik gösterebilir, ancak şizoid fantezilerin tehditkar ve uğursuz karakterinin aksine, dramatizasyon ve abartma izlenimi uyandırırlar. Terapötik olarak, bu nedenle, herhangi bir zarar olmaksızın göz ardı edilebilirler. Gizli psikozlarda izolasyon belirtilerinin değerlendirilmesi ise çok farklıdır. Böyle bir durumda semptomlar, tehlikeli karakteri yeterince erken fark edilemeyen tehdit edici işaretlerin önemine sahiptirler. Bu işaretler, kişiyi tedavinin kesilmesi, kişisel ilişkilerin dikkatli bir şekilde yeniden kurulması, çevrenin değiştirilmesi, başka bir terapistin seçilmesi, bilinçdışının içeriğiyle ve bilinçdışı içeriklerle temastan (özellikle de rüya-analiziyle) kesinlikle kaçınılması gibi acil önlemler alınması konusunda talepkârdırlar.
[561] Bunlar, münferit durumlarda değiştirilebilecek çok genel önlemlerdir. Bir örnek vermek gerekirse, bilinçdışının içeriğine çok ayrıntılı bir şekilde giren Tantrik bir metin üzerine derslerime katılan yüksek eğitimli, o vakte dek tanımadığım bir bayanın durumundan bahsetmek isterim. İçinde ortaya çıkan soruları ve sorunları formüle edemeden, tüm bu yeni fikirlerden giderek daha fazla etkilendi ve heyecanlandı. Bunu takiben, anlaşılmaz nitelikte, hızla yıkıcı görüntülere, sadece yukarıda bahsedilen izolasyon semptomlarına yol açan telafi edici rüyalar gördü. Bu noktada onu analiz etmem ve anlaşılmaz düşüncelerini anlamasına yardımcı olmam dileğiyle bana danışmaya geldi. Depremler, yıkılan evler ve sel felaketleri, bana tam tersine, hastanın mevcut durumunda köklü bir değişiklik yaratarak bilinçdışının zaten tehditkâr olan istilasından kurtarılması gerektiğini gösterdi. Bu kadının derslerime katılmasını yasakladım ve onun yerine Schopenhauer’in İstenç ve Tasavvur Olarak Dünya’sını kapsamlı bir şekilde incelemesini tavsiye ettim. Schopenhauer’ı seçtim çünkü Budizm’den etkilenen bu filozof, bilincin kurtarıcı etkisine açık bir şekilde vurgu yapar. Neyse ki tavsiyeme uyacak kadar mantıklıydı. Bunun üzerine semptomatik rüyalar hemen durdu ve heyecanı azaldı. Sonrasında, yirmi beş yıl önce kısa süreli bir şizofrenik atak geçirdiği ve görünüşe göre bir daha nüksetmediği ortaya çıktı.
[573] Bununla birlikte, ağır vakaların psikoterapisi için oldukça dar sınırlar belirlenmiştir. Az ya da çok uygun tedavi yöntemlerinin var olduğunu varsaymak yanlış olur. Bu konudaki teorik varsayımlar neredeyse hiçbir şey ifade etmez. Ayrıca, “yöntemlerden” hiç bahsetmemek de iyi olur. Asıl önemli olan, tedaviyi verenlerin kişisel adanmışlığı, hakiki amacı, bağlılığı ve tabi ki fedakarlığıdır. Halden anlayan hemşirelerin ve meslekten olmayan kişilerin cesaretleri ve sürekli bağlılıklarıyla, hastalarıyla psişik ilişkiyi yeniden kurabildikleri ve böylece oldukça şaşırtıcı tedavilerle sonuçlanan mucizevi sonuçlar gördüm. Doğal olarak, çok sınırlı sayıda vakada sadece birkaç doktor bu kadar zor bir görevi üstlenebilir. Ancak yine de kişi, ağır şizofrenlerde gözle görülür iyileşmeler sağlayabilir ve hatta “kendi bünyesinin dayanması” koşuluyla psikolojik tedavi yoluyla onları iyileştirebilir. Bu soru çok önemlidir, çünkü tedavi sadece alışılmadık çabalar gerektirmekle kalmaz, aynı zamanda kendisi de oldukça dengesiz bir eğilime sahip olan bir terapistte psişik enfeksiyonlara neden olabilir. Bu tür tedavilerde en az üç endüklenmiş (induced: uyarılmış) psikoz vakası gördüm.”
[576] Bu prosedür, doğal olarak, doktordan sadece psikiyatrik bilgiden daha fazlasını gerektirir, çünkü doktor, mitoloji, ilkel psikoloji vb. hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Bütün bunlar, tıpkı Aydınlanma Çağı’na kadar tıbbi bilginin önemli bir parçasını oluşturduğu gibi, bugün de psikoterapistin donanımının bir parçasıdır (ör. Orta Çağ’ın Paracelsist doktorları). İnsan psişesiyle, özellikle de hasta olduğunda, bilgisi kişisel kompleksleriyle sınırlı olan bir kişinin cehaletiyle başa çıkamazsınız. Somatik tıp uygulaması da aynı nedenle kapsamlı bir anatomi ve fizyoloji bilgisi gerektirir. İnsan bedeninin salt öznel ve kişisel değil, aynı zamanda nesnel olması gibi, nesnel psişenin de kendine özgü yapıları ve etkinlikleri vardır ve psikoterapistin her halükârda bu konuda yeterli bilgiye sahip olması gerekir. Bu konuda, son yarım yüzyılda çok az şey değişti. Benim görüşüme göre, teori inşa etmek üzere bazı prematüre girişimler var, ancak bu girişimler profesyonel önyargı ve gerçekler hakkında yetersiz bilgi nedeniyle boşa çıkmış durumdalar. Örneğin, karşılaştırmalı anatominin bulgularıyla karşılaştırılabilecek temellerin atılabilmesi için, önce psişik araştırmanın tüm alanlarında çok daha fazla deneyimin toplanması gerek. Günümüzde, somatik bozuklukların ve nihayet insanın kendisinin anlaşılması adına psişenin biyolojisinin giderek daha önemli hale gelmesine rağmen bedenin doğası hakkında, psişenin yapısı hakkında bildiğimizden çok daha fazlasını biliyoruz.
C. G. Jung, 1957
The Collected Works of C.G. Jung – Volume 3: The Psychogenesis of Mental Disease
Çeviri: Didem Çivici – Copyright ©2024
*Yayıncıdan ve eser sahibinden herhangi bir izin alınmamakla birlikte kâr amacı gütmeksizin topluma hizmet amacıyla yayınlanmıştır. Tüm sorumluluk Didem Çivici’ye aittir ve herhangi bir kısmının yayınlanmasına izin verilmez.