Kişisel gelişim adı altında olumlamalara yönelmeyi sorunlu bulduğumu her fırsatta dile getiriyorum. Olumlama, olumsuz olandan kaçma niteliği taşıyabilir. “Olumsuz düşünme!” dediğimizde: Ego’nun “olumlu” kabul ettiği bir kavramı/olayı/kişiyi yaratmaya çabalarız. Fakat önemli bir detayı es geçeriz: Ego aslında her zaman bizim için en iyi olanı bilemeyebilir. İnsan, bütün bir varlıktır ve bu bütünlük, psikolojide “psişe” ya da … Okumaya devam et “Olumlama” Sorunu
Genel
İlişkinin Tao’su
“Kırılganlığın olmadığı bir ilişkinin kıyıya vurması kaçınılmazdır.” – Robert Augustus Masters Şeffaflığın ve kırılganlığın görünür olmadığı yerde duygular ve düşünceler (hikayeler) birikiyor. Bu birikmeler de sanrıları, varsayımları ve yok saymaları doğuruyor. Şeffaf olmak, kırılganlığımızla, yani içimizde süre gelen her şeyle orada apaçık nefes alabilmek belki de bizi en çok korkutan şey. Kalbi açık tutmak hiç bilmediğimiz … Okumaya devam et İlişkinin Tao’su
Derin İlişki Kurmak
İlişki kurmak, cinselliğin ve paylaşımın var olduğu, çekim dolu bir dinamik sizi cezbediyorsa, aşk ve sevginin ilişki boyutunda nefes almayı seçiyorsanız ve kişisel gelişimin ilişkilerdeki tezahürünü merak ediyorsanız muhtemelen bu makaleyi seveceksiniz. Baştan söylemeliyim ki amacım ilişkilerin gerekliliğini savunmak değil. İlişki kurmayı tercih ediyorsak, ilişkilerde derinliği, samimiyeti, yakınlığı ve sürekliliği nasıl sağlayabileceğimiz üzerine bir kaç … Okumaya devam et Derin İlişki Kurmak
“Arkamızdan Sürüklediğimiz Uzun Çuval”*
Şeyleri (kavramları, keşifleri...) yaratmadığımız, ama onları hatırladığımız düşüncesi eski Gnostik bir inançtır. Karanlık tarafı en iyi hatırlayanlar içerisinde en iyi tanıdığım Avrupalılar arasında Robert Louis Stevenson, Joseph Condrad ve Carl Jung var. Onların bir kaç fikrine değinecek ve kendi düşüncelerimden de bir kaçını ekleyeceğim. Önce kişisel gölgeden bahsedelim. Bir ya da iki yaşlarındayken, 360-derece kişilik … Okumaya devam et “Arkamızdan Sürüklediğimiz Uzun Çuval”*
Marion Woodman: EGO’NUN ÖNEMİ
Olanı görebilecek olan ego mudur? Woodman: Evet. Fakat çoğu insanın bir ego geliştirmesi için çok çalışması gerek. Pek çok insan personada yaşıyor, ki bu dışarı gösterilen parça, bir nevi maske. Gösteri yapıyorlar -gerçek duygularıyla temasta değiller ve herhangi bir durum oluştuğunda kızgın olup olmadıklarını ya da ağlamak isteyip istemediklerini dahi bilmiyorlar. Duygularını ifade edememekten dolayı mutsuzlar … Okumaya devam et Marion Woodman: EGO’NUN ÖNEMİ
Anne Kompleksi
Anne kompleksi (karmaşası), kişinin hayatını yöneten güçlü komplekslerden biri olabilir. Kişinin “anne” kavramı ile ilişkilendirdiği her şey, anne kompleksinin bir parçası olur ve çocukluk ve gençlik yılları boyunca çoğunlukla anneye, yetişkinlik süresince de eşe ya da diğer kadınlara yansıtılır (projekte edilir). Anne kompleksi sadece ilişkilerimizi değil, hayatımızın başka alanlarını da etkiler. Konu “anne” kompleksi olduğunda … Okumaya devam et Anne Kompleksi
Gölgelerle Dans: Yansıtma/Projeksiyon
"Gölgeyi yansıttığımız kişinin gerçekliğiyle kendi komplekslerimizi ayırt edemez hale geliriz." Edward C. Whitmont "Yansıtma, kendi içinde tehlikeli olduğu halde, kolektif bir ilişkiden bireysel olana geçişte kişiye yardım eder." C. G. Jung "Kahramanlara tapınışımız saf gölgedir; bunu yaptığımızda potansiyellerimizi ve gücümüzü reddetmiş ve başkasına vermiş oluruz." Robert A. Johnson … Okumaya devam et Gölgelerle Dans: Yansıtma/Projeksiyon
Psişik Enerji ve Doğası
“Enerji” kelimesi Eski Yunanca “energea” (etkililik/tesirlilik) kelimesinden türemiştir. Psişe, C.G. Jung’un ifadesiyle “Bilinçli ve bilinçsiz psikolojik süreçlerin tamamı” olarak ifade edilir. Türkçe karşılığı akıl, tin, can ve ruhu kapsar. Psişik enerji dediğimizdeyse “libido” kavramıyla karşılaşırız. Libido kelimesi farklı dillerde zevk, isteklilik, umut, sevgi, memnuniyet, arzu, açlık ya da muazzamlık anlamlarına gelir ve psişik enerjiyi besleyen … Okumaya devam et Psişik Enerji ve Doğası
C. G. Jung’un Rüya Yaklaşımı-2
(1. BÖLÜM >>> https://didemcivici.com/2019/12/01/jungun-ruya-yaklasimi-1/) Freud’a göre rüya, açığa çıkarılması gereken psişik içeriklerin üzerini kapatıyor, şekillerini değiştiriyordu (örneğin, rüya “yürüyen bir sopa” getirebilir ve bu “penis” demektir). Jung bu görüşü reddetti. Jung’un düşüncesine göre rüya hiçbir şeyi örtülemiyordu, aksine, saf doğayı yansıtıyordu. Rüyayı ilk bakışta anlayamamamızın nedeni, No.1 (ego-bilinci) ve No. 2 (bilinçdışı) arazındaki zıtlığa dayanıyordu. … Okumaya devam et C. G. Jung’un Rüya Yaklaşımı-2
C. G. Jung’un Rüya Yaklaşımı-1*
Sembol üreten psişenin en sık ve en önemli ortaya çıkan ifadesi olan rüya, Jung psikolojisinde merkezde yer alır. Jung, içsel ışık kaynağı olarak gördüğü rüyalara yaklaşabilmek için bazı belirli yaklaşım açıları üzerinde çalışmıştır[1]. Öncelikle, her bir rüya imgesiyle ilgili akla gelen tüm kişisel çağrışımları akılda tutmak tavsiye edilir. Bu yapılırsa, o zaman imgeler ve sahneler … Okumaya devam et C. G. Jung’un Rüya Yaklaşımı-1*